13 Ekim 2015 Salı

Haldun Taner 100 Yaşında (1) : 'Sersem Kocanın Kurnaz Karısı' (İDT)



Bu yıl, Türk Tiyatrosunun usta kalemlerinden Haldun Taner'in 100. Doğum Yılı. Bu vesileyle İstanbul Devlet Tiyatrosu, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı'nı, Ankara Devlet Tiyatrosu da, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım'ı sahneye taşıdı. Tiyatro 2000 ise (Zeliha Berksoy) yine bir Haldun Taner eseri olan Devekuşu Kabare'yi seyirci ile buluşturdu. Haldun Taner için Mayıs ayında İKSV tarafından bir panel düzenlendi. Demet Taner ve Kerem Karaboğa'nın konuşmacıları arasında olduğu panele katıldım ve 26 Kasım tarihinde, Pera'da bir panel daha olacağını öğrendim. Panelde konuşmacı değilim ama Haldun Taner'i daha iyi anlamak ve yorumlamak için o tarihe kadar hazırlık yapıyorum. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Devlet Tiyatrosu bana bir kez daha Sersem Kocanın Kurnaz Karısı'nı okuttu. Diğer oyunları da tekrar okuma aşamasındayım. Öykülerini ise bitirdim. Şimdi Haldun Taner'in oyun yazarlığı kimliğinin ışığında Sersem Kocanın Kurnaz Karısı'nı inceleyelim... 

Haldun Taner, eseri 1969 yılında, yani 'ikinci evre' diye adlandırılan dönemde kaleme almış. Taner'in bilinen birçok yapıtı da (Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Eşeğin Gölgesi, Ayışığında Şamata, Zilli Zarife) bu dönem kapsamında. İkinci evre, yazarın göstermeci (açık biçim veya anti illüzyonist) bir anlatım ile epik üslup içerisinde, geleneksel Türk Tiyatrosu'nun motiflerinden yararlanarak eserlerini oluşturduğu bir dönem. Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, daha önce pek çok kez sahnelenmiş. İlk sahnelenişi, yazıldığı yıl olan 1969'da, Münir Özkul'un başrolünü oynadığı versiyonu. 

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, Moliere'in, 'George Dandin' adlı oyununu prova eden Tomas Fasulyeciyan Kumpanyası oyuncularının öyküsünü anlatır. Bu öykü içerisinde, oyunun hem başkarakteri hem de rejisörü olan Fasulyeciyan, metnin bir trajedi olduğunu iddia eder ve oyunu Frenk usulüne göre Mınakyan bir tarzda sahneler. Böylece Moliere'in George Dandin'i, 'Kıskanç Herif' adını alır. Tiyatroyu sevmesiyle meşhur Bursa Valisi Ahmet Vefik Paşa'nın olaya dahil olmasıyla, oyun Ermeni ağzını terk edip, Rum ağzına yaklaşmış, Fenerli Rumlar ortamında, 'Yorgaki Dandini' adıyla, Paşa'nın rejisörlüğünde provalarına devam eder. Karakterlerin adları da değişerek, Angelique, İrini'ye, Sottenville, Kostaki'ye, Claudine, Yanko'ya adapte edilir. Nihayetinde ise, kumpanyanın oyuncularından Küçük İsmail, oyunu tuluat biçiminde, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adıyla sahneler. İsimler yine değişerek, Mahpeyker, Himmet Ağa, İbiş, İşvebaz, Servinaz gibi biz kokar. Buradan anlaşılacağı üzere oyun üç perdedir. Haldun Taner, birinci perdeden başlayıp, oyunu sonlandırana kadar, "oyun içinde oyun" tekniğiyle aynı oyunu, aynı oyunculara üç farklı şekilde oynatmıştır. 

Haldun Taner, Sersem Kocanın Kurnaz Karısı ile 'bizim' tiyatronun nasıl olması gerektiğini vurgulamış, her perdede, hem biçim, hem usul, hem karakter adları, hem de oyun adlarının değişimi ile bizim tiyatronun temellerini atmıştır. Yukarıda bahsettiğim ikinci evre işte tam da burada kendini göstermektedir. Haldun Taner, bizden olan tiyatroyu tanımlarken, geleneksel Türk Tiyatrosu'nun önemini vurgulamakla birlikte, batı tarzı tiyatrodan da kopmamak gerektiğinin altını çizmiştir. Bu cümlenin açılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için Haldun Taner'in yarattığı tiplemelere ve bu tiplemelerin oyuna olan katkısına bakmak gerekiyor. O halde başlayalım...

Tomas Fasulyeciyan ile Küçük İsmail'in atışmaları, geleneksel Türk Tiyatrosu'ndaki Kavuklu ile Pişekar ya da Karagöz ile Hacivat'a benzer. Küçük İsmail'in, oyunu tuluat biçiminde sahnelemesi ve bu biçime uygun olarak bir diyalog veya bir jest ile dekor yaratması, orta oyununun bir özelliğidir. Her şeyden önce bir oyuncunun beş farklı role girmesi yine geleneksel tiyatronun bir vasfıdır. Buradan hareketle Sersem Kocanın Kurnaz Karısı'nı, bir 'oyuncu oyunu' olarak tanımlamak mümkün. Geleneksel tiyatroda metin yoktur. Oyuncular doğaçlamayla bir oyun yaratır. Sersem Kocanın Kurnaz Karısı yazılı bir metin olduğu için doğaçlamadan uzaktır. Biraz önce sözünü ettiğim geleneksel ile batının harmanlanmasından kasıt budur. Haldun Taner, bizim tiyatro özlemini, Küçük İsmail karakterine yüklediği sorumlulukla ta en başından belirtmiştir. Yine aynı karakter ile bizim tiyatronun nasıl olması gerektiğinin ipuçlarını da vermiştir. Küçük İsmail'in başından beri İbiş olmak istemesi, geleneksele daha yakından bakılması gerektiğini savunması bu duruma bir kanıt niteliğindedir. 

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, en çok Haldun Taner'in bir başka eseri olan 'Ayışığında Şamata' ile benzerlik gösterir. Orada da oyun iki kez, farklı biçimlerde oynanır. Fakat iki oynayış arasında seyirciden yorum alınması ve oyunun seyircinin istekleri doğrultusunda yeniden şekillenmesi, bahsi geçen oyun ile ayrıldığı noktalardan biridir. Haldun Taner'in epik tiyatrosu, Brecht'in yabancılaştırmasını, 'yakınlaştırma'ya çevirmiş, meselelere tersinleme yoluyla değinmiştir.  

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı sadece bizim tiyatronun hangi biçimde oluşacağını anlatmamaktadır. Ahmet Vefik Paşa karakteriyle, bir devlet adamının tiyatroya olan inancı ve sevgisini, diğer devlet adamlarının tiyatroya karşı olan düşüncelerini, kısacası devlet-sanat (tiyatro) ilişkisini irdelemektedir. Oyun bu yönüyle güncelliğini korumakta, oyuncuların çektiği sıkıntıyı da çemberin içerisinde dahil ederek konuyu çok katmanlı bir boyuta taşımaktadır. 

Moliere'in George Dandin adlı eseri, bir aldatılmanın, koca tarafından ispat edilmeye çalışılmasıdır. İspat, kadının anne ve babasının uykusu sırasında gerçekleşecektir. Bu yönlü bakıldığında Haldun Taner'in, oyunun ikinci perdesine verdiği isim, olayın geçtiği zaman yani uyku vakti ile ilgilidir. Bkz: Yorgaki (yorgan) Dandini (dandini dastana - ninni). Adamın, karısının sinsi planları sayesinde bir türlü ispatı gerçekleştiremeyişi, üçüncü perdenin adı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlar: "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı"

Haldun Taner'in dili oldukça sade ve akıcıdır. Metafora dayalı bir anlatım biçimini tercih etmemesi, oyunlarının doğrudan bir yaraya parmak bastığının göstergesidir. Bu söylediklerimi Nur Subaşı'nın rejisinde bulabildim. Ayrıca Subaşı'nın, geleneksel Türk Tiyatrosu'nun motiflerinden biri olan kantoyu oyuna dahil etmesini sevdim. Diğer tüm motifler zaten metinde mevcut. Eksik olan bulunup, yerine konulmuş. Oyun arasının ikinci perdeden sonra verilmesi, üçüncü perdedeki zaman atlamasını anlamlı kılmış. Bir oyuncu yardımıyla oyuna başlama süresinin aktarılması, akabinde 'seyircili prova' izlenimi verilmesi, oyunun kurgusu içerisinde sırıtmamış. (Cep telefonu ile ilgili kısmı söylemese?)

Ethem Özbora dekor tasarımında iyi. Tiyatronun eskitme yöntemi ile elde edilen bakımsızlığı, fazla aksesuar bulunmayışı, fonun resim olarak değişkenli verilmesi, hem tuluata hem de dönemin şartlarına uygun. Beyaz renk, sahneyi genişleten avantajlı bir seçim. İkinci perdedeki dönüşüm (perde kullanımı vb.) şartların daha iyi olduğunu, yapılan yardımların ve verilen özenin somutlaştırılmış hali. 

Şirin Dağtekin Yenen'in kostüm tasarımlarını çok beğendim. Taner'in üç perde farkı, kostümlerde de kendini göstermiş. Eski püskü, yırtık kostümlerden, canlı, güzel ve yeni kostümlere geçiş, metinle doğru orantılı. (Paşa'nın kostümünün değişmesini isterdim) Önder Arık'ın ilk perdede sadece genel ışık kullanması prova sürecini haklı çıkarmış, ikinci perdedeki ışık tasarımı ise oyun oynandığını belli etmiş. Başından beri duyulan ve görülen piyanonun kantoya olan sirayeti yerinde. Başka bir enstrüman sesi duymadığım için memnunum.  

Oyuncular...

Üç farklı ağız kullanımı, geçişleri hissettiriyor. Prova sürecindeki, dalgınlık, unutkanlık, arada çıkan sürtüşmeler, o havayı verebiliyor. İkinci perde oynanırken, tuluatın vermiş olduğu komedi rahatlıkla seziliyor. Murat Karasu (Tomas), Saydam Yeniay (Holas) ve Şamil Kafkas'ı (K.İsmail) bilhassa kutlarım. Oyunda başrol yok. Her oyuncu hakkını teslim etmiş. Ferdi Atuner'i (Asım Bey) kısacık da olsa görmek çok hoş. Mehlika Balkan (Hıranuş), Rüyam Dirin (Satenik), Ali Fuat Çimen (Ahmet Fehim), Filiz Kılıç (Virjinya), Nurettin Özşuca (Suflör Kazım), Ediz Akşehir (Kahveci), Orkun Gülşen (A.V.Paşa), Ergun Akvuran (Rıfat Ağa) ve Mert Egemen (Vizental), seyrederken keyif alacağınız diğer oyuncular.

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı için çok iyi bir oyun diyemem lakin Haldun Bey'in naifliğini hissedebildiğim 'temiz' bir oyun olduğunu rahatlıkla belirtebilirim. Emeği geçen herkesi kutlar, alkışlarının bol olmasını dilerim... #HaldunTaner100Yaşında


Notlar;
Oyun 1 saat 45 dakika / 2 perdedir.
Fotoğraf bana aittir.
Başıktaki (1) sezon içerisinde izleyeceğim diğer Haldun Taner oyunları için bir sıralama.

Kaynak
Oyun metni (Sersem Kocanın Kurnaz Karısı)


Ege KÜÇÜKKİPER 

1 yorum: